Müşterimiz, iki çocuklu bir aile, yıllar önce aldıkları bu villayı bir türlü "kendilerinin" gibi hissedememiş. Plan kuruluyu eskimiş, mutfak salondan kopuk, banyolar dağınık, çocuk odaları ortak bir dile sahip değildi. Talep netti: konuksever, ışık alan, gündelik yaşamın akışını destekleyen bir ev.
İlk keşfimizde Boğaz manzarası yerine, sırtını manzaraya yaslamış ev içine çekildik. Esas mesele dışarıyı içeri taşımak değil — içeriyi rahat bir yer yapmaktı. Bu nedenle tasarımda manzara, bir poster gibi değil; doğal bir arka fon olarak ele alındı.
Tüm bölücü duvarlar yeniden okundu. Salon-yemek-mutfak aksı tek bir akışkan hacme dönüştürüldü. Üst katta üç yatak odası ve bir çalışma odası, alt katta ise sinema-oyun alanı, sauna ve şarap depolama bölümü konumlandı. Aile bireylerinin her birine, kendi sessizliğini bulabileceği bir köşe ayrıldı.
Malzeme paleti üç ana sesle çalışıyor: ceviz ahşap, doğal travertin ve toprak tonlu sıva. Renkler düşük doygunlukta tutuldu; vurgu, dokuların kendisinden geldi. Aydınlatma katmanlı planlandı — gündelik, görev, atmosfer. Hiçbir köşede ışık tek bir kaynaktan gelmiyor.
Şantiye sürecinde 14 farklı zanaatkar ekibi yönetildi. Ahşap işleri Ankara'da özel atölyede üretildi, taş kaplamalar Marmara Adası'ndan geldi. Aydınlatma armatürlerinin yarısı İtalyan üretim, yarısı yerli tasarım — denge bilinçliydi.
Bir evi yeniden yapmak, eski hatıraları silmek değil; onlara yeni bir dilbilgisi vermektir. Sarıyer'de tam olarak bunu yapmaya çalıştık.